Gıda 2000 Dergisi

Bitkisel yağ tesislerinde sürdürülebilir karlılık: Proses, kalite ve kayıp yönetimi 

Bitkisel yağ üretiminde hazırlama aşaması, hem yağ verimi hem de küspe kalitesi açısından prosesin en kritik adımlarından biridir. Bu aşamada yapılan hatalar, sonraki tüm ünitelerde telafi edilmesi zor kayıplara yol açabilmektedir.

Alp SÜNGEÇ / HUM Oil & Fat Technologies Kurulum ve Devreye Alma Şefi 

Bitkisel yağ üretimi, son yıllarda yalnızca bir üretim faaliyeti olmaktan çıkmış; gıda güvenliği, maliyet yönetimi ve sürdürülebilirlik ile doğrudan ilişkilendirilen stratejik bir sektöre dönüşmüştür.
Günümüzde yatırım kararları yalnızca kapasite üzerinden değil, uzun vadeli performans, ürün kalitesinin sürekliliği ve işletme verimliliği üzerinden değerlendirilmektedir. Bu nedenle bir tesisin başarısı; doğru üretim yaklaşımı, mühendislik altyapısının sağlamlığı ve prosesin sahada ne kadar disiplinli uygulandığı ile doğrudan ilişkilidir. Bu unsurlar, HUM’un proses tasarımındaki mühendislik bakış açısının temelini oluşturmaktadır.

Sahada edinilen tecrübeler göstermektedir ki, tesis performansı, ekipman seçiminin yanı sıra; prosesin nasıl kurgulandığı, devreye alma sürecinin ne kadar doğru yönetildiği ve işletme sırasında bu yapının ne ölçüde korunabildiği ile belirlenmektedir.

Hazırlama: Prosesin temel belirleyicisi

Bitkisel yağ üretiminde hazırlama aşaması, hem yağ verimi hem de küspe kalitesi açısından prosesin en kritik adımlarından biridir. Bu aşamada yapılan hatalar, sonraki tüm ünitelerde telafi edilmesi zor kayıplara yol açabilmektedir.

HUM, hazırlama ekipmanlarının bu kritik etkisini dikkate alarak, prosesin ilk aşamasından itibaren stabiliteyi destekleyen çözümler geliştirmektedir.

Flaker performansı, pul kalınlığı dağılımı ve kondisyonlama sürecinin homojenliği, ürünün hem ekstraksiyon hem de ısıl işlem davranışını doğrudan etkiler. Özellikle yalnızca ortalama pul kalınlığına odaklanmak yanıltıcı olabilir; dağılımdaki heterojenlik, aynı ekipman içinde farklı davranan bir ürün yapısı oluşturarak proses stabilitesini zorlaştırmaktadır.

Flaker öncesi tohum rutubeti, kapasite ve yağ alım verimi açısından kritik bir parametredir ve hammaddeye göre değişkenlik gösterir. Düşük rutubet, toz oluşumunu artırarak hücre yapısının yeterince açılmasını engeller ve bu durum pres ile ekstraksiyon verimini olumsuz etkiler. Yüksek rutubet ise pul oluşumunu zorlaştırarak kapasite düşüşüne ve proses dengesizliğine yol açar.

Bu nedenle her tohum için minimum ve optimum rutubet aralığının sağlanması gerekir. Örneğin kanolada yaklaşık % 7 seviyeleri alt sınır olarak kabul edilirken, mısır özü gibi hammaddelerde bu değer % 8,5-9,5 aralığında daha stabil sonuçlar vermektedir.

Benzer şekilde hammadde rutubeti yalnızca ortalama değer olarak değil, dağılım açısından da değerlendirilmelidir. Nemin homojen dağılmaması, proses boyunca farklı davranan bir ürün yapısı oluşturarak hem verim hem de kalite açısından dalgalanmalara neden olabilmektedir.

Özellikle yüksek rutubetli hammaddelerde kabukların yeterli şekilde ayrışamaması ve yapışma eğilimi göstermesi, seperasyon verimini düşürerek hem yağ verimini hem de nihai küspe kalitesini olumsuz etkileyebilmektedir.

Küspe kalitesi

Küspe kalitesi çoğu zaman protein oranı ile değerlendirilse de, piyasada diğer belirleyici olan parametre protein kalitesidir. Bu noktada KOH çözünürlüğü ve ürün rutubeti kritik parametrelerdir.

Sektörde yaygın beklenti, soya fasulyesi küspesi için maksimum % 12 rutubet ve % 70-85 KOH aralığıdır. Bu sınırların dışına çıkılması, ürünün aşırı veya yetersiz ısıl işlem görmüş olarak değerlendirilmesine ve ticari değer kaybına yol açar.

KOH çözünürlüğü; DTDC’deki sıcaklık, kalma süresi ve doğrudan buhar uygulamalarının doğru yönetimi ile kontrol edilir. Yetersiz ısıl etki ürünün tam stabilize olmamasına neden olurken, aşırı sıcaklık ve buhar uygulaması protein denatürasyonunu artırarak KOH değerinin düşmesine yol açabilmektedir.

Ancak stabil bir sonuç için yalnızca DTDC yeterli değildir. Hazırlama aşamasında oluşturulan pul yapısı, nem dengesi ve ürün homojenliği, nihai kaliteyi doğrudan belirlemektedir.

HUM’un proses mühendisliğinde, bu kalite parametreleri tek bir ekipmanla sınırlı kalmayıp tüm hat boyunca bütüncül bir yapı içinde yönetilir. Bu nedenle, hammaddeye uyumlu doğru entegre tesis ve proses kurgusu, sürdürülebilir kalite için kritik öneme sahiptir.

Yağ kalitesi ve rafinaj  

Yağ kalitesi, çoğu zaman rafinasyon aşamasında kontrol edilen bir parametre olarak değerlendirilse de, pratikte bu kalite büyük ölçüde geriden gelen proseslerde şekillenmektedir.

Hammaddenin depolanma koşulları, hazırlama ve ekstraksiyon süreçleri; ham yağın fosfor içeriği, serbest yağ asidi (FFA) seviyesi ve istenmeyen bileşenlerin oluşumu üzerinde doğrudan etkilidir.

Son yıllarda MOSH/MOAH ve 3-MCPD/GE gibi kontaminantlara yönelik regülasyonlar, rafinasyon sürecinin önemini daha da artırmıştır. Bu bileşenlerin kontrolü, yalnızca rafinasyon ile değil; hammadde kalitesi, proses yönetimi ve uygun teknoloji kullanımı ile birlikte ele alınmalıdır. Özellikle ihracat yapan ya da Avrupa standartlarına uymak zorunda olan tesisler için bu artık bir tercih değil zorunluluktur.

Rafinasyon, doğru tasarlanmış ve etkin işletilen ekipmanlar ile ürün kalitesinin optimize edildiği kritik bir aşamadır. Ancak rafinasyon performansı, ham yağ kalitesi ile doğrudan ilişkilidir ve prosesin önceki aşamalarından bağımsız değerlendirilemez.

Bleaching artık yalnızca renk düzeltme değil, rafinajın performansını belirleyen kritik bir hazırlık aşamasıdır. Bu aşamada kullanılan klasik ağartma toprağına ek olarak, aktif karbon ve magnezyum silikat gibi yardımcı adsorbentler de giderek daha fazla tercih edilmektedir. Aktif karbon, özellikle renkli bileşikler ve bazı proses kontaminantlarının giderilmesinde etkili olurken; magnezyum silikat, sabun kalıntıları ve polar safsızlıkların uzaklaştırılmasına katkı sağlamaktadır. Bu yaklaşım sayesinde deodorization aşamasına daha temiz ve dengeli bir yağ beslemesi sağlanarak, hem ürün kalitesi hem de rafinaj performansı iyileştirilebilmektedir.

Rafinaj kayıpları, tesis karlılığını doğrudan etkileyen en önemli unsurlardan biridir. Ağartma toprağı kullanımı, kimyasal tüketimi, deodorizasyon sıcaklığı ve ayırma buharı gibi parametreler; hem enerji tüketimini hem de toplam kayıp oranını belirler.

Bu nedenle sürdürülebilir performans, yalnızca rafinasyon ekipmanı ile değil; tüm prosesin dengeli yönetimi ile sağlanmaktadır.

Teknoloji ve teknik yaklaşım: Sürekliliğin anahtarı

Modern bitkisel yağ tesislerinde kalite ve verimliliğin sürdürülebilirliği, prosesin ne kadar stabil işletilebildiği ile doğrudan ilişkilidir. Bu noktada otomasyon sistemleri ve proses kontrolü kritik bir rol oynamaktadır.

PLC ve PID kontrol sistemlerinin doğru yapılandırılması, proses değişkenlerinin dar aralıklarda tutulmasını sağlayarak hem kaliteyi korur hem de kayıpları minimize eder. Aksi durumda üretim operatör bağımlı hale gelir ve dalgalı bir performans ortaya çıkar.

Ancak bu yapı yalnızca kurulumla sınırlı değildir. Değişken hammadde yapısı ve işletme koşulları, sistemin sürekli izlenmesini ve optimize edilmesini gerektirir.

Bu noktada teknik destek süreçleri, tesis performansının sürdürülebilirliği açısından kritik bir rol üstlenmektedir.

Bu kapsamda HUM, yalnızca ekipman tedariki ile sınırlı kalmayıp, proses optimizasyonu, sürekli teknik destek ve saha deneyimi ile tesislerin performansına katkı sağlamaktadır.
Uzaktan izleme ve saha müdahaleleri sayesinde, proses sapmaları erken tespit edilerek performans kayıpları önlenir.

Temel çıkarımlar

Bitkisel yağ tesislerinde sürdürülebilir karlılık; yalnızca kapasite artışı ile değil, proses disiplininin sağlanması, kalite parametrelerinin doğru yönetilmesi ve kayıpların kontrol altına alınması ile mümkündür.

Küspe ve yağ kalitesi, hammaddenin tesise girişinden başlayarak tüm proses boyunca şekillenmekte; rafinasyon, ekstraksiyon ve hazırlama süreçleri bu bütünün ayrılmaz parçaları olarak birlikte değerlendirilmelidir.

Bu nedenle modern tesislerde başarı; doğru mühendislik, doğru proses yönetimi ve sürekli izlemeye dayalı optimizasyon ile sağlanabilmektedir.

Bu doğrultuda HUM, bu bütünsel bakış açısını esas alarak, sürdürülebilir ve ölçülebilir performans artışının sağlanmasına odaklanmaktadır.

Exit mobile version